Edip Cansever Sözleri

Turgut Uyar Sözleri, Cemal Süreya Sözleri, Ataol Behramoğlu Sözleri, Sezai Karakoç sözleri, Nazım Hikmet Sözleri, Can Yücel Sözleri, Edip Cansever kısa şiirleri, Edip Cansever Sözleri Kısa

Ben yorgunum anlamaktan bir duvar bir tebeşir gibi yazmaktan yazılmaktan.

Hava soğudu Kasım’ın son günleri. Kar yağacak bembeyaz olacak unutulmuşluğum.

Uzanır kırlara doğru Yalnızlığı olan. Bu saatte sessizlik acıdır gelecektir parka yalnızlığı duyan.

Her yalnızlık bir ihtilaldir.

Kimsenin öldüğü yok yaşadığı da herkes biraz var o kadar.

Ah şu yağmurlar durmasa ya ne güzel ıslanıyor ilkyaz ne güzel ne güzel ne güzel denize zorla sokulmuş ağlamaklı bir çocuk gibi.

Bir bakın uyanıp kalkınca çocuk olmalarım var benim.

Bırakmak bırakılmak demeyelim. Durmadan yer değiştiriyor anlamlar da. Ben ki bir boşluk kadar büyümüşüm bu yüzden. Sanki kış aylarında bir uçurumda…

Uyurken uyandırılmış gibi Beni bir sardunya büyüttü belki.

Bugün de başlamayı unutuyoruz. Herkes birbirine bakıyor. Bulan bulana kendini.

Oysa hep yanımdasın seninle her şey yanımda. Kırıp dökük de olsa yanımda. Mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda. O deniz ki aramızda hiç kımıldamadan. Erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun…

Susmanın su kenarındayız bugün. Ne kadar sevgiyle konuşsak… Korkuyoruz göz göze gelince.

Sedef kakmalı bir tramvay geçiyor yakınımızdan. İnce bir org sesini sürükleyerek… Benekli bir örtü çekiyor üstüne dünya. Hepimiz kayboluyoruz.

Ama biz dağınık kaldık. Sevgimizle sevgisizliğimizle. Mutluluğumuzla mutsuzluğumuzla. Özlemlerimizle yitikliğimizle. Her neyse her neyse…

Sevmelerin ustasıyız güzel şaşkınlıkların. Önce yüreklerimizi alıştırmışız buna sonra kafalarımızı. Ki bu yüzden içimiz hiçbir zaman yoksul değil Yoksul olmadı.

Niye olmalı öyleyse. Aşk mutlu bir sürgünlükse…

Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak. Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir.

Ben sanki bir gazetenin hiç okunmayan yerlerindeyim.

Bir canavar gibi düşünün isterseniz herkes kendi düşündüğüyle kalacak

Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum Yeniden doğmak için çıkardığım yangından.

Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk hiçbir yere gitmiyor.

Başka değil yokluğu görmek için. Kirli ağustos! Göz kapaklarımı da yaktım sonunda.

Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi. Biz eskiden seninle İstasyonları dolaşırdık bir bir.

Güneş mi batarmış bir özel ismi bitirir gibi yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan.

Kimse görmüyor bizi. Göremezler ki. Uçup uçup konuyoruz yerlerimize. Bir konfeti demetinden kopmuş gibi. Düşlerimizden saçılmış gibi.

Yaşamım bir şarkıcının iç çekme anıdır beş mevsim yaşarım yılda.

Susarak katlanıyoruz her mutsuzluğa. Saatlendiriyoruz günü. Bölüyoruz dakikalara.

Gitsem de her yerde biraz vardır. Hatırda zamansız bir plak… Bir otel kapısı biraz istasyon… Vardır o seninle birlikte olmak. Buluşur çok uzaktan ellerimiz. Ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak.

Sanırım hiçbir şeyin öyle pek tamamlanmadığı. Bir çağda yaşıyordum. Ve bütün eksik kalmaların… Sessiz ve ünü olmayan bir tanığıydım ben.

Nedensiz bir çocuk ağlaması bile çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.

Sana her zaman söylüyorum senin yüzünde gülmek var. Bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa. Bir çiçek geliyorsun yer altı çevresinden. Bir kartal gidiyorsun çıplağın ayaklarla.

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde. Oysaki seninle güzel olmak var.

Çıkmazlarda üst üste birikmiş ufuklar kadar derindim.

Doğasın sen doğasın yarat beni yeniden. Ey yalnızlığımı kuşatan yalnızlık…

İçime siner mahallenin kokusu. Gökyüzü karışıksa kuşların işi… Ya içim içime sığmıyorsa

Bir sokakta bir aşağı bir yukarı… Saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği… Amansız bir güceniğim.

Sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana.

Sınırsız bir uykusuzluktur böyle. Her yolculuğum benim. Koşuşan geyiklerle dopdolu ve uçan balıklarla…